Wes Anderson filmlerini çok sevmemiz için 12 neden

3
10338

Filmleriyle izleyen herkesi büyüleyen 1969 doğumlu Amerikalı yönetmen , kullandığı farklı teknikler, müzikler, cast ekibi ve renkleriyle kendisini diğer yönetmenlerden ayırmayı başarmıştır. 6 filmi ile ödülüne aday olarak gösterilen ünlü yönetmen henüz “En iyi Film” kategorisinde bir ödül alabilmiş değil ancak buna rağmen gönlümüzdeki yeri hep farklı olacak.

Eğer bir Wes Anderson filmi izliyorsanız (ve hatta ilk defa izliyorsanız) aşık olacağınız ve hemen diğer filmlerini araştırmaya başlayacağınıza adım gibi eminim. Sinematografi dersi verircesine çektiği filmleri mercek altına alarak sizlere bu filmleri sevme nedenlerinizi sıralayalım istedim.

İşte Wes Anderson filmlerini çok sevmemiz için 12 neden

12. Simetri

Wes’in tekniklerinden birisi simetridir. Bu stil ile Stanley Kubrick’in dünya sinemasına mirasına bıraktığı simetri olmazsa ölecek hastalığına yakalandığı (iyi ki) ortadadır. Merkezi, 2 ve 3 parça olmak üzere simetrinin tüm varyasyonlarını filmlerine aktaran Wes’in filmlerini komik ve eğlenceli yapan en büyük özelliği bu simetri hastalığıdır.

Daha net bir şekilde kavranabilmesi açısından aşağıdaki videoyu dikkatle izlemenizi tavsiye ederim.

11. Renkleri

Anderson filmlerini izlerken dikkatinizi ilk çeken şey kullandığı renklerdir. Bir ressamın paletinden çıkmışcasına kullandığı renkler ile büyülendiğinizi an be an hissediyor olmak size kendinizi harika hissettirir. Kullandığı tüm renkleri yine aynı opsesif davranışı sergileyerek gözler önüne seren bir blogger da var. Buradan ulaşabilirsiniz.

 

10. Müzikleri

Wes filmlerini diğer filmlerden ayıran önemli özelliklerden birisi ilgili sahne ne kadar aksiyon, heyecan ya da gerilim dolu olursa olsun fonda çalan müzik sizi asla rahatsız etmez aksine içine çekerek sizi farklı bir boyuta taşır. Film bittikten sonra kendinize soracağınız ilk soru “Acaba bu filmin müziklerini nereden bulabilirim” diye aramalara başlıyorsunuz.  Genel itibarıyla 60’lar ve 70’lerden örneklerini bulabileceğiniz müziklere ile kendinizi bırakmanızı tavsiye ederim.

Filmlerindeki müzikleri bir arada bulabileceğiniz bir mixtape bile var:

9. Farklı filmler aynı oyuncular

Wes’in herhangi bir filmini izleyip diğer filmine geçtiğinizde aklınıza gelecek ilk düşünce kesinlikle şudur: “Bu şu filmde de yok muydu ya?” evet o, o filmde de var 🙂 Wes’i genel itibarıyla aynı oyuncuları farklı filmlerde kullanarak kendi kemik kadrosunu hep korumayı bilmiş, onları farklı projelerde tekrar tekrar bir araya getirip sanki bir devam filmi izliyormuşcasına sizleri büyülemeyi her defasında başarmış bir yönetmendir. Wilson Kardeşler (Owen Wilson, Luke Wilson, Andrew Wilson), Bill Murray, Seymour Cassel, Anjelica Huston, Schwartzman, Kumar Pallana ve oğlu Dipak Pallana, Anderson’un yakın arkadaşları olan Stephen Dignan ve Brian Tenenbaum ve yönetmenin kardeşi Eric Chase Anderson örnek olarak verilebilir.

8. Odakta hep ailenin olması

Wes’in filmlerini izlerken senaryonun hep bir ailenin etrafında döndüğünü fark edersiniz. Ailenin söz konusu olmadığı durumlarda ise çok iyi bir dosta sahip olmanın aslında en az bir aile kadar önemli olduğuna şahit olursunuz. Anderson filmleri alışılmadık şekilde karakter odaklı olduğu için karakterlerin geçmişi ve ailesi hakkında çok fazla vurguyu ortaya koyduğu da bir gerçektir. Aile odaklı filmlerine örnek olarak; The Royal Tenenbaums (2001), The Life Aquatic (2004), The Darjeeling Limited (2007) ve Fantastic Mr. Fox (2009) gösterilebilir.

7. Farklı ve komik diyaloglar

Anderson filmlerinde daha önce bahsettiğimiz gibi aynı oyuncular kullanılıyor olmasından ziyade bu oyuncuların en komik anlarda bile ultra ciddi diyaloglarla bile yüzünüzü güldürebilme yeteneği vardır. Filmlerinde genellikle bilgi vermekten kaçınan bu karakterler genel itibarıyla kendi hikayelerini anlatmayı tercih ederler. Sinir bozucu şekilde ciddi işlenen konular en eğlenceli anları yaşamamızı sağlar.

6. Nostaljik esintiler

(2013), Rushmore (1998), Grand Budapest (2014), Darjeeling Limited (2007), Tenenbaum Ailesi (2001) filmlerinden de görebileceğiniz üzere Anderson filmlerinde genel itibarıyla nostaljik temaları işler. Kullandığı flashbackler ile bu nostaljiye sizleri de ortak eden Anderson, tarihi mekanlar, evler ve oteller sıkça kullanılan yerler olarak dikkat çekmektedir.

5. Büyümüş de küçülmüş gençler

Anderson filmlerinde rol alan gençlerin tamamı için “büyümüş de küçülmüş” tabirini kullanmak yanlış olmaz sanıyorum ki. Moonrise Kingdom, Rushmore ve Tenenbaum Ailesi filmlerinde görebileceğiniz üzere, bu filmlerde oynayan çocuklar birer yetişkinmiş gibi davranır ve filmlerin asıl mesajlarını hep bu gençler verir.

4. Setlerin tasarımları

Özellikle Fantastic Mr. Fox ve The Grand Budapest filmlerinde görebileceğiniz göz kamaştırıcı set tasarımları ile Wes Anderson hep bir adım öndedir. Bu tasarımlar öyle boyutlara gelmiştir ki birçok insan filmlerden alıntılanan fotoğrafları arayıp masaüstü arka plan görseli olarak ayarlarlar. The Grand Budapest filmiyle ilgili şöyle bir bilgiyi de sizlerle paylaşmak isterim:

Film vizyona çıktıktan sonra piyasada bir anda türeyen sahtekarlar isimli birçok otel açıp rezervasyon almış ve büyük rakamlarda parayı götürmüşler. Ardından Wes bir açıklama yapma gereği duymuş aşağıdaki fotoğrafı paylaşarak. “Bu otel tamamıyla hayal ürünüdür. Bu isim ile açılan ve açılabilecek tüm oteller dolandırıcılara aittir. Paranızı onlara kaptırmayın!” Gerçi gördüğümde hayal kırıklığı yaşayıp “Nasıl gerçek olamaz ya!” diye düşünmüştüm ama olsun 🙂

The Grand Budapest Hotel Produktion

Görüyor ve arttırıyorum. Bill Murray ile bir The Grand Budapest Hotel gezisine ne dersin?

3. Aşk teması

Anderson filmlerinde aşkı ayrı bir yere koymak gerekiyor. Genel olarak eğlenceli filmleriyle tanıdığımız yönetmen, aşk filmlerini farklı bir şekilde işleyerek karşımıza çıkar. Aşkın yaşının olmadığı, herkesin kendi içerisinde yaşadığı aşka dem vuran Anderson, aşkın herkesin hakkı olduğunu da nakış gibi işlediğini belirtmem gerekiyor.

Moonrise Kingdom filminde Sam ve Suzy’nin bulundukları ortamdan uzaklaşmak isteyen iki gencin önce yakınlaşmasını ardından aşklarına tanık olurken, Rushmore filminde Max’in yaşlı öğretmeni Rosemary’e olan aşkını işleyen Anderson, Tenenbaum Ailesi’nde ise Richie’nin üvey kardeşi Margot’a olan aşkı ciddi bir şekilde işlenmiştir.

2. Tipografilerin minnoşluğu

Wes Anderson, gençliğinde izleyip aşık olduğunu söylediği ve İtalyan filmlerinde sıkça kullanılan tipografilerin etkisinde kalmış ve büyük bir yönetmen olduğunda ise bu teknikleri kendi filmlerinde de farklı şekilde kullanmayı ihmal etmemiş. Pek de güzel sonuçlar doğurmuş bu karar.

1. Kostüm ve aksesuarlar

Wes Anderson için kostüm ve aksesuarlar genel itibarıyla The Grand Budapest Hotel filmiyle zirve yapmıştır. Tenenbaum Ailesi, Moonrise Kingdom ve The Darjeeling Limited filmlerinde rastlayabileceğiniz kostüm tasarımları, usta işi makyajlar ile de birleşince muhteşem bir ahenk meydana getirir. Ne güzel bir adamsın sen Wes Anderson.